Güncel Bilgiler

Parasal Sınırlar, Görev, Yetki ...

KONUT DOKUNULMAZLIĞINI İHLAL BEYANLARIN ÇELİŞKİLİ OLMASI

KONUT DOKUNULMAZLIĞINI İHLAL BEYANLARIN ÇELİŞKİLİ OLMASI

KONUT DOKUNULMAZLIĞINI İHLAL- TEHDİT- BEYANLARIN ÇELİŞKİLİ OLMASI


3. Ceza Dairesi         2015/21550 E.  ,  2016/1207 K.
"İçtihat Metni"
Gereği görüşülüp düşünüldü;
... Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2011/415 Esas ve 2011/416 Esas sayılı dosyalarının 01.03.2012 tarihli kararı ile bu dosyada birleştirilmesine karar verildiği ve yargılamanın bu dosya üzerinden devam ettiği anlaşılmakla birleşen dosyaların sanıkları ..., ..., ...'un katılan ... karşı yaralama suçları ile ilgili her hangi bir hüküm kurulmamış ise de her zaman karar verilmesi mümkün görülmüştür.
Suça sürüklenen çocuk ... ile ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair hükümlere itirazların, itiraz mercii tarafından incelendiği görülmekle inceleme dışı bırakılmıştır.
Katılan ... vekilinin, hükmü sanık ... aleyhine verilen hapis cezası yönünden temyiz ettiğini bildirdiğinden bu kapsamla sınırlı yapılan incelemede;
1)Sanık ... katılan ...'ye karşı yaralama; katılan ... ve ... karşı hakaret; sanık .....'nin katılanlar ... ve ... karşı hakaret suçlarından verilen hükümlere yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
14.4.2011 gün ve 6217 sayılı Kanunun 26 maddesi ile değiştirilen 5320 sayılı CMK’nin yürürlüğüne ve uygulanmasına ilişkin kanuna eklenen geçici 2. maddesindeki temyiz sınırı ve hükmolunan adli para cezasının miktarı göz önüne alındığında hükümler kesin nitelikte olduğundan sanık ... ile katılanlar ve sanık ... müdafiinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca isteme uygun olarak REDDİNE,
2)Sanık ... katılan ... karşı telefon aracılığıyla hakaret suçundan ceza verilmesine yer olmadığına; tehdit suçlarından beraati ile sanık ... hakkında katılanlar ... ve ... karşı konut dokunulmazlığını ..., hakaret ve tehdit suçlarından verilen beraat hükümlerine; yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre katılanlar ... ve ... vekili ile katılan ... vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA,
3-A) Sanıklar .... ve ... hakkında verilen konut dokunulmazlığını ihlal ve birden fazla kişi ile tehdit suçlarından verilen hükümlere yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanıklar ... ve ... hakkında konut dokunulmazlığını ihlal ve birden fazla kişi ile tehdit suçlarında olayın tek görgü tanığı ...'nin beyanları ile katılanların beyanları çelişmekle bu çelişkilerin tanıktan sorulması, sanıkların ağzından tehdit içeren söz duyup duymadığı mahallinde keşif yapılarak sanıkların evin merdiveni ve eklentilerinin neresinde durdukları, ayrı ayrı ne yaptıkları, ne söyledikleri açıklattırılarak hangi sanığın ne suretle konut dokunulmazlığını ihlal suçu işlediği açıklanıp tartışılmadan eksik soruşturma ile yazılı şekilde sanıkların cezalandırılmasına karar verilmesi,
Kabul ve uygulamaya göre de;
a)Tehdit suçunda tanığın beyanına göre "çık dışarıya" sözünün muhatabı mağdur ... olmakla ne suretle sanıkların diğer katılanlar ... ve ... de tehdit ettiği kararda tartışılmadan TCK'nin 43. maddesinin uygulanması suretiyle ceza tayini,
b)Tehdit suçuna ilişkin olarak; Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas- 2015/85 karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesindeki bazı hükümler iptal edilmesi nedeniyle sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
c)Katılanlar kendisini duruşmalarda bir vekille temsil ettirdiği ve sanıkların mahkumiyetine karar verildiği halde sanıklar aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesi,
B) Suça sürüklenen çocuk ... katılan ... karşı yaralama suçundan verilen düşme hükmüne yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yargılama aşamasında askerlik hizmetine başlayan suça sürüklenen çocuk hakkında açılan kamu davasındaki cezanın nevi ve miktar itibariyle 353 sayılı Kanunun 20/1. maddesi gereğince yargılamanın terhis tarihine kadar durdurulmaması,
Kabul ve uygulamaya göre de;
Katılana, sanık ...'nin sopayla vurması esnasında suça sürüklenen çocuğun da tekmeyle vurarak suça iştirak ettiğinin dosya kapsamından anlaşılması karşısında suça sürüklenen çocuğa, TCK'nin 86/3-e maddesinin uygulanması gerektiği ve atılı suçun takibi şikayete bağlı olmadığından düşme kararı verilemeyeceğinin gözetilmemesi,
C)Sanık ... katılan ... karşı işlediği yaralama suçuna yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a)Sanık ... olaydan önceki gün ...'den alacağını istemeye gittiğinde ... ile çıkan tartışmaya dayısı ... de dahil olduğu ve ... ile birlikte kendisini dövdüğünü söylemesi, sanığın yaralandığının doktor raporundan anlaşılması, ertesi günü katılanı görünce önceki olayın etkisi ile sanığın, traktörle gelen katılana saldırdığının anlaşılması karşısında sanığa TCK'nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
b) Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas- 2015/85 karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesindeki bazı hükümler iptal edilmesi nedeniyle sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan ... vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesiyle yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 20.01.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.ekarar.net
    



ZORUNLU MÜDAFİİ VEKALET ÜCRETİNDEN HAZİNENİN SORUMLU OLDUĞU

ZORUNLU MÜDAFİİ VEKALET ÜCRETİNDEN HAZİNENİN SORUMLU OLDUĞU

ZORUNLU MÜDAFİİ VEKALET ÜCRETİNDEN HAZİNENİN SORUMLU OLDUĞU


3. Ceza Dairesi         2015/19563 E.  ,  2016/943 K.
"İçtihat Metni"
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas-2015/85 karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesindeki bazı hükümler iptal edilmiş ise de, bu husus infaz aşamasında dikkate alınabileceğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5271 sayılı CMK'nin 324/1. maddesinde ödenmesi gereken avukatlık ücretleri yargılama giderlerinden sayılarak cezaya veya güvenlik tedbirine hükmolunması halinde bu giderlerin sanığa yükletilmesi gerektiği bildirilmiş ise de, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3-c maddesindeki bir suç ile isnat edilen herkesin avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun olması halinde ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde re'sen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabileceği yönündeki düzenleme ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90/5. maddesindeki usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı yönündeki düzenleme karşısında, 5271 sayılı CMK'nin 324. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3-c maddesi arasında çıkan uyuşmazlıkta milletlerarası andlaşma hükmü olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerinin esas alınması gerektiği gözetilmeden, sanık için yapılan müdafiilik giderinin 5271 sayılı CMK'nin 150/3. maddesi uyarınca kendisine zorunlu olarak müdafii tayin edilen sanıktan tahsiline karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 1412 sayılı CMUK'un 322. maddesi gereğince, hükmün yargılama giderlerini düzenleyen paragrafında yer alan "728.6 TL" ibaresinin "167.6 TL" olarak değiştirilmesi ve cümlenin sonuna "sanık için görevlendirilen zorunlu müdafiiye yapılan 561.00 TL.lik giderin ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3-c maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90/5. maddesi de gözetilerek hazine üzerinde bırakılmasına" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 19.01.206 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ:

Dairemizdeki çoğunluk görüşünce verilen düzeltilerek onama kararındaki, zorunlu müdafilik ücretinin yargılama giderinden sayılmayacağı görüşüne katılmamaktayız.
1) Avrupa İnsan hakları sözleşmesinin 6/3-c maddesi aynen şöyledir:
Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir.
Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli gördüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek, hakkına sahip bulunduğu.
Madde içeriğinden anlaşıldığı gibi, avukat yardımından ücretsiz yararlanabilmek için, bir suç ile itham altında olmak gerekir. Bir suçla itham altında olan bu kişi, yargılama sonunda beraat edebilir. Dolayısıyla maddi olanaksızlıklar yüzünden beraat edecek bu kişiyi, avukatın yardımından mahrum etmemek için avukatlık ücretini devlet karşılamaktadır. Devlet de yargılama sonunda bu giderlerini suç ile itham edilen kişiden değil, mahkum durumuna düşen kişiden tahsil etmektedir.
Şüpheli veya sanık olarak yargılanan kişi, müdafi tutacak maddi olanaklardan yoksun ise veya resen müdafi atanması gerektiren bir kişi ise, atanan müdafinin yardımından, yargılama aşaması boyunca ücretsiz yararlanır. Adaletin gerçekleşmesi ve adil yargılanmanın oluşması için, sanığa bu olanaklar tanınmaktadır.
Sanığa bu olanaklar tanınmadığı takdirde, silahların eşitliği kuralı gerçekleşmeyeceğinden, sanık yargılama sonunda, avukat yardımından yararlanamadığını ileri sürüp, savunma hakkının kısıtlandığını iddia edebilir. İlerde ileri sürülebilecek bu iddialara karşı, sanığa bu haklar tanınmıştır.
Devletin sanığa yaptığı bu yardım, maddi olanaklardan yoksun oluşu nedeniyle, ücreti ödeme olanağına sahip bulunmaması, sanığın yaşının küçüklüğü veya isnat edilen cezanın ağırlığı gibi nedenler arasında bir ayırım yapılmamıştır. Sanığın savunmasız kalmaması için, AİHS'ne uyum sağlamak için yargılamaya gölge düşürmemek için re'sen müdafi tayin edilmesi cihetine gidilmiştir.
Yargılama süresi devam ettiğinden, sanık sıfatı bulunduğu müddetçe bu kişiden avukatlık ücreti istenemez. Yargılama sonunda kim mahkum olursa, otopsi giderleri gibi yargılama giderleri ile baro tarafından atanan müdafinin ücreti de mahkum olan kişiden tahsil edilmelidir.
2) Baro tarafından ödenen müdafi giderlerinin, yargılama gideri sayılıp sayılmayacağı sorunu:
-5320 sayılı Yasanın 13. maddesi
-5271 sayılı Yasanın 324-325-327. maddeleri
-Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafii ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 5. maddesi ile 8/3. ve 11/7. maddeleri,
Ayrı ayrı incelendiğinde, baro tarafından ödenen bu müdafi ücretinin, yargılama sonucunda, yargılama giderleri gibi, mahkum olan kişilerden tahsil edilmesi gerekmektedir.
Kanun koyucu yukarıda belirtilen kanun maddelerini yürürlüğe koyarken, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uyum sağlamak için bu kanun ve yönetmelikleri yürürlüğe koymuştur. Baro tarafından görevlendirilen müdafiye ödenen ücret de yargılama giderlerindendir. Yargılama sonunda sanık hakkında beraat kararı verildiğinde, tüm yargılama giderleri, Devlet Hazinesince üstlenilir. Buna karşılık, mahkumiyeti halinde, hükmün kesinleşmesi ile bu sefer bütün yargılama giderleri (örneğin otopsi giderleri) gibi resen atanan müdafi ücreti de mahkum olan hükümlüye yüklenir.
Anayasa mahkemesi; 5320 sayılı Yasanın 13. maddesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olmadığına karar vermiştir. 12.03.2009 tarih 2007-43 Esas, 2009-51 sayılı Kararı aynen şöyledir.
“Ceza Muhakemesi Kanununa göre, yargılama sürecinde hüküm kesinleşinceye kadar şüpheli veya sanıktan müdafi ücreti istenmemektedir. Hüküm kesinleştikten sonra ise yargılama giderleri içerisinde, müdafi ücreti istenen şahıs, şüpheli veya sanık değil artık hükümlü sıfatını taşımaktadır.
Düzenleme ile amaçlanan sanığa adil bir şekilde savunma imkanlarının sağlanmasıdır. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinde bu imkan sağlandıktan sonra, yardım kapsamında ödenen ücretin yargılama gideri olarak hükümlüden tahsilinin öngörülmesinin Anayasanın adil yargılanma hakkına aykırılığından sözedilemez.” şeklindedir.
Tüm bu açıklamalar karşısında mahkemenin uygulamasında bir isabetsizlik bulunmadığından, bozma kararlarında belirtilen zorunlu müdafi ücretlerinin hükümden çıkarılmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmamaktayız.ekarar.net
    



MAĞDUR BEYANINDA ÇELİŞKİ OLMASI

MAĞDUR BEYANINDA ÇELİŞKİ OLMASI

MAĞDURUN İFADESİNDE ÇELİŞKİ OLMASI


3. Ceza Dairesi         2015/21732 E.  ,  2016/879 K.

"İçtihat Metni"
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Sanık hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelen sanığın temyiz itirazlarının yapılan incelemesinde;
5271 sayılı CMK'nin 231/12. maddesi gereğince Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir hükmü gereğince kararın temyiz kabiliyeti olmadığından ve itiraz merciğince sanığın itirazı üzerine 28.11.2013 tarihinde karar verildiğinden dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE,
2- Sanık hakkında katılana yönelik kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelen sanığın temyiz itirazlarının yapılan incelemesinde;
a- Sanığın savunmasında üzerine atılı suçlamayı kabul etmemesi, olay günü kurusıkı olarak tabir edilen ses ve gaz fişeği atabilen silah ile ateş ettiğini beyan etmesi teslim etmesi, dosya mağduru ...'nın olayın sıcağı sıcağına 28.06.2009 tarihinde kollukta alınan beyanında silahla ateş edenin kim olduğunu görmediğini belirtmesi, katılan ...' un olayın hemen akabinde 28.06.2009 tarihinde kollukça alınan beyanında sanığın elinde silah görmediğini, sanığın elinde silah olsaydı kesinlikle göreceğini beyan etmesine karşın sonraki beyanlarında kendisini yaralayanın sanık olduğunu belirtmesi suretiyle beyanları arasında açıkça çelişki bulunması karşısında katılanın beyanları arasındaki çelişki giderilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kabule göre de;
b- Sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nin 86/, 86/3-e ve 87/1-a maddelerince hükmedilen hapis cezasının alt sınırının TCK'nin 87/1-son maddesince 5 yıldan az olmayacağı gözetilmeyerek yazılı şekilde eksik ceza tayini,
c- Sanık hakkında hükmedilen cezada olası kast nedeni ile indirim yapılırken yasa maddesinin yazılmaması,
d- 24.11.2015 gün  29542 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas- 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesindeki 1., 2., ve 4. fıkralarındaki bazı hükümlerin iptal edilmesi karşısında TCK'nin 53' ün maddesinin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca CMUK'un 326/son maddesince sanığın kazanılmış hakkı dikkate alınarak isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 18.01.2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY
Sanık ... savunmasında olay günü düğünde kuru sıkı tabanca ile havaya 3-4 el ateş ettiğini savunmasına karşılık olay yerinde yanlız bir adet kuru sıkı tabanca fişeğinin ele geçtiği ve bu kuru sıkı tabancanın arama neticesinde ele geçmediği sanık Bayram tarafından getirilip görevlilere teslim edildiği anlaşılmıştır.
Olay yerinde ise 9 mm çapındaki (6-8) olmak üzere iki farklı kovanların ele geçtiği dolayısıyla olay yerinde 9 mm'lik 2 ayrı silahın kullanıldığı ve bu silahların sanık ... ve ...'e ait olduğu mağdurlar ve tanık beyanlarından anlaşılmıştır.
Mağdurlar 28.06.2009 tarihli ilk ifadelerinde olayın düğün sırasında gerçekleşmesi ve sanık ile mağdurlar arasında bir tartışmanın bulunmaması nedeniyle sanıktan şikayetçi olmadıklarını beyan ederek olayı örtbas etmeye çalışmış iselerde bilahare yaraların kemik kırığı ve organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına sebebiyet verildiğinin anlaşılması üzerine bir ay gibi kısa bir süre içinde mağdurlar sanık ...'in ismini bildirip şikayetçi olduklarını beyan ederek olayın gerçek yönünü anlattıkları anlaşılmış mahkemenin uygulamasında bir isabetsizlik bulunmadığından Dairemizin bozma kararının 2/a fıkrasındaki eksik soruşturmaya yönelik bozma düşüncesine katılmamaktayım. 18.01.2016ekarar.net